ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERİMİZDEN YAZILAR

     

NİÇİN OKUMAK

     Okumanın neresindeyiz? En önemlisi de okumada dünyanın neresindeyiz? Şu bilinen bir gerçek ki; kişiler, milletler hızla gelişmekte olan bu dünyadaki sağlam, sarsılmaz konumlarını ancak okumakla, çok okumakla sağlayabilirler. İnsan, ancak okuyabildiği, okuyup düşünebildiği ve düşündüğünü uygulayabildiği ölçüde, nice insanları acımadan, insafsızca alaşağı eden şu dünyada tutunabilir. Hiç mümkün mü ki okumadan hakkıyla toplumda belli bir saygınlığı, mevkii işgal edelim. Okumak, hayatı anlamanın, olup biteni yorumlamanın, bilgiye ulaşmanın vazgeçilmez yoludur. İnsan okuyabildiği ölçüde duygu, düşünce ve hayallerini süsler, kelime dağarcığını geliştirir. Böylece onun düşünme yeteneği ve zekâsı da gelişir. Çabuk düşünüp daha hızlı anlayan, bilgi üretenler, okuyup kelime dağarcığını geliştirenlerdir. Yapılan bütün bilimsel araştırmalar kelime bilgisinin önemini kanıtlamaktadır.

     A.B.D’de bir okulda yapılan deney,okumanın öğrenciler üzerinde ki olumlu etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor.Seviyeleri eşit iki öğrenci grubu oluşturulur.Birinci dönemde aynı notu alan gruplardan birine ikinci dönemden itibaren kitap okuma dersi konur.Bu şekilde kelime hazineleri zenginleşen grubun öğrencileri ikinci dönem sonunda, diğer gruba nazaran matematik ve fen dersleri de dahil bütün derslerden yüksek puan alırlar.

     Fletcher:”Yetişen zekâları kitaplardan beslemeyen milletler, hüsrana mahkûmdur.”der. Sürekli ve hızlı değişen ve gelişen dünyaya ayak uydurabilmek, güçlü olabilmek için biz öğretmen ve öğrenciler, idareci ve halk olarak A’dan Z’ye ne kadar okuyoruz? Yoksa bizler hala okumanın önemini idrak edememiş bir toplum muyuz? Ders kitapları dışında basılan kitap sayısı üzerinde yapılan bir araştırmanın ortalama sonucuna bakıldığında bunu anlamak hiç de güç değil. Buna göre; Amerika’da 72.000,Almanya’da 65.000,İngiltere’de 48.000,Fransa’da 39.000,Türkiye’de 6.031 adet kitap basılmaktadır. Görünen köy klavuz istemez.

     Toplam nüfusu sadece 7 milyon olan Azerbaycan’da bile kitaplar ortalama 100.000 trajla basılırken ülkemizde bu rakam ne yazık ki 2000–3000 civarında kalmaktadır. Yine Almanya’da 33.000.000,A.B.D.de 63.000.000,Japonya’da 28.000.000 gazete satılırken Türkiye’de gazete satışı sadece 2.000.000’dur.Kazakistan’da halkın kitap okumaya karşı yoğun bir ilgisi olduğu ve pazaryerinde mısır yiyen çocukların tezgâhlarının arkasında kitap okudukları bilinen bir gerçektir.

     M.E.B’nin yaptığı araştırmaya göre:

     Ülkemizdeki kütüphanelerdeki kitap sayısına göre 7 kişiye 1 kitap düşmektedir. Japonya’da ise kişi başına 25 kitap düşmektedir.

     Ülkemizde 65.000 kişiye bir kütüphane düşerken 95 kişiye 1 kahvehane düşmektedir.

      İngiltere’nin önde gelen araştırma kuruluşlarından biri olan Bridye Stane 40 ülkede bir anket yapmış. Bu ankette bir insanı yıl boyunca kitaba ne kadar para ayırdığı belirlenmiştir.

      Almanya 60 sterlin, İsveç 55 sterlin, Fransa 50 sterlin, Amerika 48 sterlin, Türkiye 2 sterlin.

      Yine Almanya’da kişi başına düşen ortalama günlük okuma süresi 23 dakikadan 18 dakikaya düşünce devlet adamları telaşlanmış ve çeşitli tedbirler almıştır. Türkiye’de ise bu oran sadece 10–15 saniye olduğu halde ne endişe duyan ne herhangi bir tedbir alan var.

      Kütüphaneler derneği tarafından yayınlanan”2005’e 5 kala Kütüphanelerimiz” kitapçığına göre, Türkiye’de halk kütüphanelerine 962.000 kişi üye olurken bu rakam İran’da 7 milyon, Fransa’da 16 milyon, Meksika’da ise 39 milyondur.

      Şimdi biraz düşünerek kendimize soralım. Bizler okuyan bir dünyanın neresindeyiz, neresinde olabiliriz? Gelişmiş ülkeler ilerlemeye devam ederken bizim geri kalmamız da; onlar az zamanda çok iş yaparken, yerimiz de saymamız da okumamaktan kaynaklanıyor. Bu gün evlerimiz de ‘geleceğin teminatlarını yetiştirmek’ gibi ulvi bir görevle görevlendirilen annelerimiz okumamaktadır. Bırakın annelerimizi belli mevkilerde bulunan; hatta eğitimin gözbebeği eğitim camiamızda layıkıyla okumamaktadır.

       Ya gençlerimiz, okullarımız da liseli gençlerimiz… Onlar ki okumaktan bihaberdirler. Okumak onlara, zulüm: hatta işkencelerin en ağırı gibi gelmektedir. Sıkıcı bir kitabı bırakın okumayı, isteyen her insanın sevebileceği nitelikteki kitapları bile okumak istememektedirler. Kitaplara karşı yıkılmaz, aşılmaz bir önyargıya sahiptirler. Geleceğin okuyan insanlara ait olduğu bir dünyada okumaktan nefret eden bir gençlik… Kendimize soralım: Bizler nereye nasıl gidiyoruz? Şu anda ve gelecekte bizleri neler bekliyor?

       Şimdi lütfen kendimize gelelim ve donuk hayatımıza renk, biraz ışık katabilmek, hayata farklı bakabilmek; daha çok yaşayıp, az zamanda çok işler yapabilmek için bir an önce milletçe, okulca, idarece, her yerde, masa başında, yürürken, otobüs beklerken, simit satarken, müşteri beklerken okuyalım ve dünyada milletçe hak ettiğimiz yere gelelim.

        Okuyan bir topluma sevgilerimle…

 HASAN HÜSEYİN ARIKAN Ç.P.L.
 Edebiyat Öğretmeni: SİBEL ÖZER

 

 

RENKLER

    Renklerin insanlar üzerindeki etkisi hiç de yabana atılır cinsten değil. Her ne kadar“zevkler ve renkler tartışılmaz” dense de uzmanların elde ettikleri dikkat çekici sonuçları bu tartışmanın yapılmasından gecikildiğini açıkça gösteriyor.

     Girdiğiniz bir lokantadan neden kalkmak istemediğiniz, yolda yürürken neden birden bire acıktığınız, neden kapalı bir alanda otururken sıkıldığınız ya da neden bir kişi ile konuşmaya kalktığınız zaman size kaçamak cevaplar verdiğini hiç merak ettiniz mi? İnanamayacaksınız belki ama işte bütün bunların cevabı renkler.

           KAHVERENGİ                                                                                                                  

        Kansas Üniversitesi Sanat Müzesinde bir araştırma için halının altını elektronik bir sistemle donatmışlar; duvar rengini beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapmışlar. Arka fon beyaz kullanıldığında, insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp, daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip, daha az alan dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terk etmişler. Dikkat ederseniz dünyadaki fastfood restaurantlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiçbir fast-foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz. BurgerKing, Kentucky Fried Chicken ve benzer fastfoodlar yıllardır bilinçli olarak tüm duvarlarını baştan aşağıya kahverengi ağaç kaplama yaparlar. Bizim lokantacılar ise hala lüks tutkusunda. Büronuzda kahverengi mobilyalar kullanmayın. Kahverengi, aynı zamanda teklifsiz rahat bir renk olarak kabul edilir. Karşınızdakinin kendini resmiyetten uzak, daha rahat hissetmesini ve açılmasını sağlar. Tüm ünlüleri rahatlıkla konuşturmasıyla tanınan ünlü televizyoncu Larry King’i programında her seferinde kahverengi kravatlar ve ceketlerle görürsünüz.

           KIRMIZI

        Kırmızı iştah açar. Dünyadaki ünlü gıda firmalarının hepsinin logosunun kırmızı olduğunu hayretle fark edeceksiniz: Coca Cola, Pizza Hut, McDanald’s, Ülker, Burger King. Bu listeye binlere çıkarabilirsiniz. Kırmızı tansiyonu yükseltir ve kan akışını hızlandırır.’Peki boğalar niye kırmızı renge saldırıyor?’cevabı ise ilginç, maymunların dışında, araştırılan hayvanların hemen hepsi siyah-beyaz görmektedir. Yani boğalar renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırırlar. Benim bu konuyla ilgili duyduğum başka bir şey ise, kırmızının insanları heyecanlandırdığıydı. Yani boğa bezin sallanmasına gaza geliyor, seyircilerde bezin rengine…

           YEŞİL

         Yeşil, güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir. Yatak odası içinde rahatlatıcı bir renktir. Batı’da büyük otellerin mutfaklarında duvarların iştahı arttırmak için yeşile boyandığı söylenir. Hastanelerde de logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder. Çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. Tabiatı en çok hatırlatan renktir. Yeşil alanlarda insanların daha az mide ağrısı çektikleri tespit edilmiş. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerde de yeşil en çok tercih edilen renktir.

           SİYAH

         Siyah, gücü ve tutkuyu temsil eder. Hırsın da bir ifadesidir. Bizde ve batıda siyah, matemi simgelerken Japonya’da mutluluğun simgesidir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein’in konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girip ve bu şekilde düşündüğü söylenir.

           MAVİ

         Freud maviyi sakin diye niteler. Faber Birren, ise tansiyonu düşürdüğünü söyler. Araplar ise mavi kanın akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncuğu o yüzden mavi taşlıdır. Sakinleştirici bir renktir, Batıda bu etkisi yüzünden intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar. Mavi ve özellikle lacivert kozmik bir renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takım elbise giyerler. Dünyadaki firmaların yarısından fazlası logolarında maviyi kullanırlar. Aynı şekilde Bill Clinton, büyük jüriye ifade vermesinden önce mavi kravat takarak, altın bronz karışımı bir şekil ve rengi kullandığını hatırlayın. Daha çok altını ve parayı çağrıştırır.

           MOR

         Mor, nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanların bilinçaltında korkuttuğu tespit edilen bir renk. Çatıdan atlayarak intihar eden bir çocuğun şizofren olduğu belirtilmiş. İntihar fotoğrafında, yerdeki ajandadan, savrulmuş çakmağa kadar her şey mordu. Tırnakları dahi mora boyanmıştı. Pembe giyenlere, hizmetlerinden dolayı ödeme yaparken kendimizi daha rahat hissettiğimizi tespit etmişler. İngiltere’de Boots ve Marks and Spencer mağazalarında tüm tezgâhtarların pembe gömlek giydiği bilinir. Sarı, geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. O yüzden tüm dünyada taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye. Araba kiralama firmaları logolarında hep sarıyı kullanırlar. ‘Ürün geçici, lütfen geri getirin’ demek istiyorlar. O yüzden dünyada hiçbir banka amblemine bildiğimiz sarıyı kullanmaz. (Portakal, bronz ve bakır kimi zaman yer alabilir). Paranın geçici değil kalıcı olmasını isterler. Türkiye’de sarıyı logosunda baskın bir renk olarak kullanan tek banka, devlet bankası Vakıfbank’tır.

           BEYAZ

         Beyaz, istikrarı devamlılığı ve temizliği simgeler. Bu yüzden üzerinde fazla şaibeler olanların beyaz ağırlıklı kıyafetleri seçmelerinde yarar vardır. Beyaz elbiseler, sizin temiz olduğunu imajını verir.

 

BEYNİMİZİN %10’UNU MU KULLANIYORUZ?

     Çocukluğumuzda bazı büyüklerin sohbetlerinde Allah’ın kudretine örnekler verilirken beynimizin mükemmelliğinden bahsedilirdi. Müthiş organlarımız beynin mucizevî özellikleri sayılırken kapasitenin büyüklüğünü anlamak için “bütün hayatımız boyunca beynimizin en çok %5’ini kullanırız. Einstein gibi dahiler bile ancak %10’unu kullanıyorlar.”gibi ifadeleri hayran bir şekilde dinlerdik. Bu hususta son yılarda yapılan araştırmalar ise daha farklı görüşleri dillendiriyor.

     Beynimizin %10’unu kullanıyoruz. Bununla ilgili olarak birkaç görüş üzerinde durulmaktadır. Bilim sözlerinin ve çalışmalarının yanlış yorumlanmasıdır. Böyle bir ifade ile ilk defa 1800’lü yıllarda ortaya Einstein’ın ve P.Florin’in sözlerinin farklı değerlendirilmeleri sonucu ortaya çıkmış olabilir. Willion JOMES insanın enerjisi adlı eserinde insan fiziki ve zihni güçlerinin çok azını kullanmaktadır. Bu sözü sorumlarsak: Kimileri çalışmayarak, tembellik ederek, okumayarak performansını az kullananları kast etmiştir.

     Beynin %10’unu kullanmak ne demektir?

  Eğer biz beynimizin %10’unu kullanıyorsak, kullanmadığımız %90’lık kısmını çıkaralım ve kullanmadığımız yükü taşımayalım. İnsan beyni ortalama 1.4001.500 gramdır. Bunun %10’u 140 gram olup bilgilerimize göre beyin %1’lik bir kısmını bile çıkarıp alamayız. Beyindeki çok küçük bir alanın hasarı felçlere sebebiyet vermektedir.

     Beynimiz tam olarak hiçbir zaman bütünüyle bir dinlenme içine giremez. Dolayısıyla uykuda iken bile çalışmasını sürdürmektedir. Zira uyurken de nefes alırız. Kalbimiz atar iç organlarımız çalışır, vücut ısımız azalır, karaciğer son farklı görevini yapmayı aralıksız sürdürür, kanımız böbreklerimizden süzülür, beynimize giden sinyal bizi sabah erkenden uyandırır. Kısacası biz uyurken bile beynimiz hiç durmadan vücut makinemizin aksamaması için durmadan bizim için çalışır.

 ALİ RAMAZAN ÇULFA
10/C BİLGİSAYAR BÖLÜMÜ

  

SOLAKLIK NE KADAR PROBLEM

     İnsan beden boyutunun önemli merkezlerinden biri olan beyin; bazen anatomik yapısı, bazen fonksiyonları, bazen de yapı ve fonksiyonların bütünlüğü dikkate alınarak, değişik şekillerde sınıflandırılmaktadır. Beyin sağ ve sol yarımküre şeklindedir. Sınıflandırma oldukça yaygındır. Beynin sağ tarafı, vücudun sol tarafından, beynin sol tarafı, vücudun sağ tarafından gelen duyuları algılamaktadır.

     Sağ elini kullananlarda konuşma ve yazmayla ilgili kabiliyetler, sol elini kullananlarda ise mekânla bağıntılı geometrik zekâ fonksiyonları daha baskındır. Kedi, köpek, fare gibi hayvanlar sağ ve sol pençelerinden birini daha çok kullanma yönünde tercih yapmaktadır. Bu tercih popülâsyondaki dağılış oranı, hayvanlar âleminde %50 iken, insanlardaki bu tercih sağ elin kullanımı lehine zirvededir.

  SOLAK OLMAK DEZAVANTAJ MI?

     Solaklar sağ elini kullananlara göre daha avantajlıdırlar. Ressam, mimar, büyük hat ustaları arasında solaklık nispeten büyüktür. Mesela ünlü ressam, heykeltıraş ve anatomist Leonardo Da Vinci solaktır. Spor alanında da solakların oranının yüksek olduğu bulunmuştur.

     Daha çok sol elini kullanan çocuklarımıza, sadece yeme ve içme işlerinde sağ eli kullanmaları telkin edilmeli, kendilerine bunun hikmeti izah edilerek ikna olmaları sağlanmalıdır. Çocuk her şeye rağmen, yemek hususunda sol elini kullanmaktan vazgeçmiyorsa, baskı yapılmamalıdır.

 ALİ OSMAN ÇEŞMECİ
10/C BİLGİSAYAR BÖLÜMÜ

 

                                                                                    

Copyright © Yahyalı H.H.Arıkan EML. 2006. All rights reserved.
Design by Ümit Zengin